
Simgeler, bir kavramı işaret eden fakat kendi başına somut bir varlık teşkil etmeyen belirteçlerdir. Örneğin, iş hayatında sıkça gördüğümüz firma logoları, o kuruluşu tek bakışta temsil etmek için hazırlanmışlardır. Kimi zaman eğik bir çizgi, diğerlerinden büyük ya da asimetrik bir harf, renk değişiklikleri ya da soyut çizimler, kuruluşu temsil etmenin yanında ürünlerin tanınmasını ve satışını da sağlarlar.
Logo, bir simgedir. Kendi başına bir varlığı yoktur. Ama 5 santimlik bir alanda, kimi zaman dünyada çeşitli ülkelerde, yüzlerce kilometrekarelik alanlara yayılmış bir kuruluşu temsil eder. Kimi zaman, markanın dahi önüne geçer. Peki trilyonalarca lirayı taşıyabilen bu güçlü simgenin kendi varlığı nedir; bir hiç! Yalnızca bir görüntü! Fakat dikkat: Senelerce satan bir tişört'ün logosu kuyruğu kıvrık yeşil bir timsah olmasaydı, acaba o kadar satar mıydı? Tişörtlerin timsahla hiç bir alakası olmadığı gibi, giyim eşyasını anlatmaktan bu kadar uzak bir simge de zor bulunur! Ama o timsah çizimi, çok satan ve çok para eden birşeyin simgesiydi, bir hayvanın değil! İyi hazırlanmış profesyonel (amatör yapımı olmayan) gerçek bir Logo'nun 1000'li dolarlardan başlayan fiyatları olduğunu biliyor muydunuz? Yo, şaşırmayın; simge güç'tür!
Çok bilindiği için, Logo'dan sözettim. Fakat tüm hayat bir simgeler bütünüdür. Gelin şimdi hayatta yer alan görünür simgeleri inceleyelim; haydi tahmin edin bakalım bu iki kadim simge neyi temsil etmektedir?
Biraz dikkat edersek, sola dönük spiral'in İnternet'te kullandığımız bir simgeye hayli benzediğini farkedebiliriz. Hangisi olabilir acaba? E.Posta'da kullandığımız "@" karakterine ne dersiniz? Zaman içinde estetik bakımdan yönü değişmiş olsa da bu karakter, kaynağını ta eskilerde taş yazılarından almaktadır. Sağa doğru olan spiral: ...'e gitmek, sola doğru olan spiral ise: ...'den gelmek anlamına gelmektedir.
Şimdi sıra, aşina olduğumuz bir şekilde:
Üçgen, kaya yazılarından bu yana pek çok anlamda kullanılmışsa da en yaygın olarak yer gösterme amacı güder. Ucu üstte üçgen: yukarısı, çıkmak, cennet; ucu altta üçgen ise: aşağısı, inmek, yer anlamlarında kullanılır. Elektronik aletlerdeki artan eksilen ayarlarda, bilgisayarların pencere kenarların-daki kaydırma çubuklarında ve daha birçok yerde bu simgeye rastlayabiliriz. Sıradan kullanımda etkisi her ne kadar azaltılmışsa da anlattığı şey özde aynı kalmıştır.
Yine her yerde rastlayabileceğimiz antik bir şekil:
Temel olarak içi boş bir daire, güneş sembolüdür. Ama bu sembol gökteki güneş değildir. Gökteki güneş olsaydı, diğer resimdeki gibi ışınları olması gerekirdi. Bu simge, yaratıcı gücün simgesidir. Mısır'da RA ile kasdedilen Tanrı'nın yaratıcı gücü, ışınsız, içi boş daire ile gösterilir. Kimi zaman Yaradan'ın tekliği anlamını pekiştirmek için dairenin içine bir nokta konduğu da olur.
İçi boş daire aynı zamanda; güç, işlerlik, faal olma, gündüz anlamlarındadır. İçi dolu daire ise bunun tersidir: karanlık, gücün kesilmesi, gece, aktif olmama'yı anlatır. elektronik aletlerde kullandığımız Açık/Kapalı işaretlerinin bu simgelerden çıkmış olması ilginçtir. Buna benzer diğer bir simge, birbirine zıt iki ayrı işi tek bir yerde temsil eden (Örneğin elektronik aletlerdeki gücü açma/kapama düğmesi gibi) o zaman ikili prensibi anlatan "Ortası dikine çizgili daire" ile gösterilir (ki bu da çok eski bir simgedir).
Şimdi bu verdiğimiz kadim simgelerle, kendi çapımızda bir şey anlatalım isterseniz, bakalım ne demişiz:
Daha önce verdiğimiz anlamlara bakar ve alıştığımız gibi sıralama yaparsak, bu simgenin okunuşu şöyle olacaktır: "Yukarıdan gelen güç". Tabii bu şimdi öğrendiğimiz anlamlarla ve simgeleri normal yazı gibi soldan sağa okuyarak yapılan bir yorumdur. Halbuki simgeler, yan yana yerleşmek zorunda değildir, anlam bakımından iç içe de yerleşebilirler. Örneğin, sonradan şekil ve anlam değiştirmiş kadim bir simge de şudur:
Bu simgenin okunuşu şöyledir: "Yukarısı (ya da Cennet) sonsuzluğun (Ya da yaradan'ın) mekânıdır.". Ortadaki noktalı daire simgesi sonradan stilize bir göz resmine dönüşmüş ve sonradan "her şeyi gören göz" olarak bilinen ve kutsal sayılan bir sembol hâline gelmiş; bu aşamadan sonra asıl anlamını da kaybetmiştir.
Fonetik olmayan, bu tip hiyeratik sembol-ler, normal görünüşlerinin altında, bu tip simgesel anlamlar taşırlar. Gördüğümüz şeyin, ifade edilenle olan bağlantısı, yalnızca anlam bakımından vardır. Peki ya şekli olmayan simgeler?
Hayatımızın içerisinde görsel olmayan pek çok simge mevcuttur. Bunlardan bazıları olan; Sevimli, Karizmatik, Kariyer sahibi, İyi yaşamak, Güven gibi kavramların görsel simgeleri yoktur. Bunlar kafamızda çizdiğimiz ya da dışarıdan pompalanan, şekli belirli olmayan ve üzerinde mutaba-kata varılmış olmayan çeşitli anlamlar içerir. Örneğin: "İyi yaşamak" kimlerine göre kalabalık, eğlence ve bir topluluğa ait olmak anlamına gelirken, diğerlerine göre sakin bir hayat, dağ başında bir ev, yalnızlık şeklinde tarif edilebilir. "Güven" kimilerine göre bankada bulunan para ya da emekli maaşı iken diğerlerine göre destek olacak bir kişi, sıcak bir omuz, yakınlık ya da bir eş demektir.
Hayatımızı bu tip simgeler ve onlara yüklediğimiz anlamlar yönetir. Yukarıda da söylediğimiz gibi üzerinde anlaşmaya varılmamış olan bu anlamlar bize sanki doğal gerçeklermiş gibi gelir ama maalesef hiç de öyle değillerdir. Gerçi sözünü ettiğimiz anlamların kimilerini kendimiz zaman içinde oluşturuyor olsak bile, birçoğu dışarıdan pompalanmaktadır. Bizim ne olduğumuzu ve tercihlerimizi anlaşılan o ki başkaları yönetmek istiyor ve galiba bunu bazılarının (hattâ birçoğunun) üzerinde başarıyor da!
Eğer kendimizi yakalamak, bilinçli yaşamak ve farkındalığımızı geliştirmek bizim için bir mana teşkil ediyorsa, kendimizi bu tip dış etkilerden kurtarmamız gerekir. Hayatın gerçek tadı ... meşrubat değildir! Farkındalık, uyanık, bilinçli ve bilgi sahibi olmaktır. Reklamların pompaladığının aksine hiç bir temizlik ürünü sağlığımızın dostu değildir (Arkadaki etiketi okursanız anlarsınız). Dost; bankadaki bir hesap ya da bir araç değil; canlı, yaşayan, güvenilen ve tanışık olunan bir varlık olmalıdır. Zorla beynimize tıkıştırılan bu kavramlar bakın anlayışımızı nasıl yozlaştırıyorlar! Bundan kaçınmak için, mutlaka uyanık olmak lazımdır.
Uyanık olmaya, zorlamaları ve söylenen şeyleri, sorgulamadan kabul etmeyerek başlayabilir ve bize sunulan şeyleri inceleyip gerçekte ne dendiğini ve bize ne yaptırılmak istendiğini anlamaya çalışabiliriz. Tek ihtiyacınız, gerçekte ne olup bittiğini anlamaya çalışmaktır. Yazının baş kısmında, kadim simgeleri gördünüz; önemli olan o simgelerin kendileri değil işaret ettiği anlamlardır... Simgelesel dünyaya girerken, etraftaki diğer simgelerin de farkına varmak gerekir. Hiç birimiz içinde yaşadığımız dünyadan soyutlanmış bireyler değiliz. Etrafta olup biten herşey, ister istemez bize de etki ediyor. Tek bir kişinin tavrı ve uyanması bile yaşan bir varlık olan Dünya için çok mühim bir olaydır ve “O” kişilerden biri sizsiniz!
Kendi yaşamının dizginlerini eline alan, kendisine dayatıldığı gibi değil, kendi tercih hakkını kullanan, kendinin ve yaşamının farkında, uyanık bir birey! Birisi size "Şuna ihtiyacın var" dediğinde yalnızca fikir belirtmiş olur, ihtiyaçlarınıza asıl siz karar verirsiniz. Seçim hakkınız var, robot gibi uymayın, hakkınızı kullanın! Mutlaka iyi bir tercih vardır ve kimi zaman tercih etmemek de iyi bir tercihtir; unutmayın!
Simgesel dünyaya girişte aklımız daha fazla karışmadan bu ayın konusuna geçelim: